1. Şöyle de bir güzellik paylaşayım.

     

  2. Seçme Rubailer

    bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
    bir ışık daha var, bu ışıklardan başka.
    hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye;
    bir şey daha var bütün yaptıklarından başka.

    benim halimden haber sorarsan,
    bir çift sozum var sana, yürekten
    sevginle gireceğim toprağa,
    sevginle çıkacağım topraktan.

    sevgili, seninle biz bir pergel gibiyiz
    iki başımız var, bir tek bedenimiz
    nereye dönersek dönelim seninle
    nihayet baş başa verecek değil miyiz?

    niceleri geldi, neler istediler,
    sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
    sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
    o gidenler de hep senin gibiydiler.

    ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    sabahla, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
    ben düşündükçe var dünya,
    ben yoksa o da yok.

    hayyam, yalnızdın gene
    sevgilinin yanında
    şimdi gitti
    artık ona sığınabilirsin.

    tam yatmasın aklın hiçbir şeye
    kim bilir neler çıkar karşına yarın
    bu karanlıktan başka bir karanlık
    bu sabahtan başka bir sabah.

    herkesin yolu kendine varır, arama başka yerde.

    gönül dedi ki ben neyim?
    bir damla sadece,
    ben nerde göremediğim o koca deniz nerde?
    böyle diyen gönül denize ulaşınca
    baktı ki kendinden başka şey yok.

    bırak acı yüreğinde konaklasın.
    olmaza çare arama.
    kimse sana gülmeden sen acıya gülümse,
    yaşamana bak!

    bir yürek ki yanmaz; yürek denir mi ona?
    sevmek haram yüreğinde ateş olmayana.
    bir günü sevgisiz geçirdiysen yazık..
    en boş geçen günün o gündür inan bana!

    bir çember çizilse,
    merkezinde sen, kenarında ben,
    sen döndükçe beni,
    ben döndükçe seni görsem,
    öyle bir an gelse,
    yarı çap sıfır olsa.

    yad etme hiç, geçti mi geri gelmiyor bu saat
    bu lahza
    bu an,

    feryad etme sakın, gelmedi ki yarın henüz
    gelir mi
    gelmez mi;

    kurma bina, ne geçmişe ne de geleceğe
    usta olma
    üstad ol;

    hoşça tut gönlünü, berbat etme ömrünü
    demde dur
    vakit ol.

    http://youtu.be/z7eCHAYH2mw

     

  3. .

    If I never meet you in this life, let me feel the lack; a glance from your eyes, and my life will be yours.

    http://youtu.be/KbQMfLN4Drk

     

  4. Başlıksız

    Ne söylesem hissettiklerimi düşündüklerimi karşılamaz biliyorum ama, ama işte…

    Berkin’in vefat etmesi benim canımı gerçekten yaktı, içimi acıttı, göğsümü deldi, geçti; o acı, olduğu yerde de duruyor hala. Bunu herkesin bu şekilde hissetmesi tabi ki beklenemez ancak içinizdeki birazcık üzüntü, vicdan kıpırtısını görmek, sizin insan olduğunuzu anlamamıza yetebilirdi. Siz, 15 yaşındaki masum bir çocuğun kutsallığını bilmeyenler, su testisi su yolunda kırılır diyen merhamet yoksunları; unutmayın ki yalakası olduğunuz o sürekli nefret söylemi içerisinde olan lideriniz hem katildir, hem hırsızdır! İnsanları sömüren, ülkenin nüfusunun yarısından çoğu açken sefa süren, kendi halkını ayrıştıran, halkı kışkırtan, masum insanların kanına giren liderinizin elleri kanlıdır. Şüphesiz ki, o sizin liderinizdir; bizim değildir!

    Ek olarak; arada bir insan olup olmadığınız üzerinde düşünmeyi ihmal etmeyin. Belki muvaffak olursunuz zamanla.

     

  5. ZMS

    Bu yolculuk için düşündüğüm Chautauqua, aklıma aylar önce Sylvia’yla John sayesinde geldi; her ne kadar kesin bilmesem de, aralarında alttan alta süren uyumsuzluk da bunda etkili oldu galiba. Sanırım evlilikte uyumsuzluk oldukça yaygındır, ama bunlarınki daha trajik görünüyor. Bana, elbette. Aralarındaki sorun kişilik çatışması değil, ikisinin de suçlu olmadığı, ama ikisinin de çözüm bulamadığı, benim de çözüm bulabileceğimden emin olamayıp yalnızca hakkında fikir yürütebileceğim farklı bir uyumsuzluk.
    Tartışma, John ile benim aramda pek önemli olmayan bir konu hakkındaki, küçük gibi görünen bir görüş farklılığıyla başladı: Kendi motosikletimize nasıl bakmalıyız. Küçük alet takımlarını ve her motorla birlikte verilen kılavuz kitapçıklarını kullanıp motosikletin motor ayarını kendi kendime yapmak bana doğal ve normal geliyor, John ise bunu kabul etmiyor. Bunların bakımını uzman tamircilere bırakmayı tercih ediyor, onların gerekeni doğru yapacağını savunuyor. Bunların ikisi de yaygın görüşlerdir ve biz birlikte bu kadar uzun zaman motosiklet sürmesek ve yol kenarı lokantalarında oturup bira içerek aklımıza geleni konuşmasak bu küçük görüş farkı asla büyümezdi. Aklımıza gelen şeyler genellikle, son konuşmamızdan sonra geçen yarım saat ya da kırk beş dakika içinde düşündüğümüz şeyler. Bunlar, yollar, ya da hava durumu ya da insanlar ya da eski anılar ya da gazetede yazanlar olduğunda konuşma gayet zevkli gelişir. Fakat aklıma motor performansı gelip de, konuşma konusu olduğunda gelişme durur. Konuşma yürümez artık. Süreklilik, yerini sessizlik ve kesintiye bırakır. Sanki, biri Katolik biri Protestan iki eski arkadaş oturmuş bira içip keşfederlerken her nasılsa birden ortaya doğum kontrolü konusunun çıkıvermesi gibi. Ortalık buz keser.
    Ve elbette, böyle bir şeyi keşfetmeniz, dolgusu düşmüş bir diş bulmaya benzer. Asla bırakamazsınız. Onu kurcalamak, çevresinde dönüp durmak, üstüne basmak zorundasınızdır; zevkli olduğundan değil, aklınızda takılı kaldığından ve hiç çıkmayacağından. Ve bu motosiklet bakımı konusunu ne denli çok kurcalar, üstüne basarsam, John o denli rahatsız oluyor; bu da benim hep daha çok kurcalamak ve üstüne basmak istememe neden oluyor. Onu kasten kızdırmak için yapmıyorum bunu; çünkü kızması, daha derinlerde bir şeylerin, üst yüzeyin altında, hemen anlaşılmayan bir şeylerin semptomu gibi. Doğum kontrolü konusunda konuşulduğunda konuyu tıkayan ve donduran şey, daha çok ya da daha az bebek sorunu değildir. Bu yalnızca yüzeydeki sorundur. Bunun altındaki asıl şey inanç ça tışmasıdır; deneysel sosyal planlamaya inanmak ile, Katolik kilise öğretisinde açıklanan, Tanrı’nın otoritesine inanmak arasında yani. Aile planlamasının yararlarını kanıtlayabilir ve bunu, kendi kendinize konuşmaktan yoruluncaya dek sürdürebilirsiniz, ama hiçbir yere varamazsınız; çünkü karşınızdaki kişi, sosyal yönden yararlı bir şeyin illa ki iyi bir şey olduğu düşüncesini kabul etmemektedir. Ona göre, “iyilik” kavramının, sosyal yararlılıktan daha değerli başka esasları vardır.

     

  6. "Ve nedir iyi, Phaedrus,
    ve nedir iyi olmayan -
    Bunu söyleyecek birine ihtiyacımız var mı?"
     

  7. Şiir V.2

    Yazacak cümlem kalmadı.
    Zaman kendini geriye sardı.
    Tam üzerinden atlayayım derken,
    Çekti kolumdan beni yakaladı.

    Hayatın değişmemiş gibi görünse de,
    Hep aynı yerlere gitmeye devam etsen de,
    İçinden değişmediğini geçirsen de,
    Bilirsin; her şey, her yer biter.

     

  8. Bowie

    İyi ki var he!

    "Here I am,

    Not quite dying!”

    http://grooveshark.com/s/The+Next+Day/54Aq0L?src=5

    image

     

  9. İşte beni bu şarkılar mahvetti!

     

  10. Bowie strikes back!

     

  11. K.

    Koca koca adımlar attım.

    Böcek gibi.

    Ben unutursam, parmaklarım hatırlasın diye.

     
  12.  

  13. Öyle ki.

    Ve insanlar ellerini

                      korkmadan

          düşünmeden

    birbirlerinin ellerine bırakarak

    yıldızlara bakarak

    -Yaşamak ne güzel şey, diyecekler; bir insan gözü gibi derin

                  bir üzüm salkımı gibi serin

                          bir ferah

                                  bir rahat

    bir işitilmemiş şarkı söyleyecekler.

    Ve en vadedici

         bir yaz gecesi bile

                böyle besler

                       böyle inanılmaz renklerle

                           sabaha ermemiş olacaktır…

     
  14.  

  15. İyi.