Öyle ki.

Matematikten hoşlanırım. 6 uğurlu rakamım.

Film noir severim.

Bowie var.

Öyle.

Sor hayatım/Arşiv/RSS

Başlıksız

Ne söylesem hissettiklerimi düşündüklerimi karşılamaz biliyorum ama, ama işte…

Berkin’in vefat etmesi benim canımı gerçekten yaktı, içimi acıttı, göğsümü deldi, geçti; o acı, olduğu yerde de duruyor hala. Bunu herkesin bu şekilde hissetmesi tabi ki beklenemez ancak içinizdeki birazcık üzüntü, vicdan kıpırtısını görmek, sizin insan olduğunuzu anlamamıza yetebilirdi. Siz, 15 yaşındaki masum bir çocuğun kutsallığını bilmeyenler, su testisi su yolunda kırılır diyen merhamet yoksunları; unutmayın ki yalakası olduğunuz o sürekli nefret söylemi içerisinde olan lideriniz hem katildir, hem hırsızdır! İnsanları sömüren, ülkenin nüfusunun yarısından çoğu açken sefa süren, kendi halkını ayrıştıran, halkı kışkırtan, masum insanların kanına giren liderinizin elleri kanlıdır. Şüphesiz ki, o sizin liderinizdir; bizim değildir!

Ek olarak; arada bir insan olup olmadığınız üzerinde düşünmeyi ihmal etmeyin. Belki muvaffak olursunuz zamanla.

ZMS

Bu yolculuk için düşündüğüm Chautauqua, aklıma aylar önce Sylvia’yla John sayesinde geldi; her ne kadar kesin bilmesem de, aralarında alttan alta süren uyumsuzluk da bunda etkili oldu galiba. Sanırım evlilikte uyumsuzluk oldukça yaygındır, ama bunlarınki daha trajik görünüyor. Bana, elbette. Aralarındaki sorun kişilik çatışması değil, ikisinin de suçlu olmadığı, ama ikisinin de çözüm bulamadığı, benim de çözüm bulabileceğimden emin olamayıp yalnızca hakkında fikir yürütebileceğim farklı bir uyumsuzluk.
Tartışma, John ile benim aramda pek önemli olmayan bir konu hakkındaki, küçük gibi görünen bir görüş farklılığıyla başladı: Kendi motosikletimize nasıl bakmalıyız. Küçük alet takımlarını ve her motorla birlikte verilen kılavuz kitapçıklarını kullanıp motosikletin motor ayarını kendi kendime yapmak bana doğal ve normal geliyor, John ise bunu kabul etmiyor. Bunların bakımını uzman tamircilere bırakmayı tercih ediyor, onların gerekeni doğru yapacağını savunuyor. Bunların ikisi de yaygın görüşlerdir ve biz birlikte bu kadar uzun zaman motosiklet sürmesek ve yol kenarı lokantalarında oturup bira içerek aklımıza geleni konuşmasak bu küçük görüş farkı asla büyümezdi. Aklımıza gelen şeyler genellikle, son konuşmamızdan sonra geçen yarım saat ya da kırk beş dakika içinde düşündüğümüz şeyler. Bunlar, yollar, ya da hava durumu ya da insanlar ya da eski anılar ya da gazetede yazanlar olduğunda konuşma gayet zevkli gelişir. Fakat aklıma motor performansı gelip de, konuşma konusu olduğunda gelişme durur. Konuşma yürümez artık. Süreklilik, yerini sessizlik ve kesintiye bırakır. Sanki, biri Katolik biri Protestan iki eski arkadaş oturmuş bira içip keşfederlerken her nasılsa birden ortaya doğum kontrolü konusunun çıkıvermesi gibi. Ortalık buz keser.
Ve elbette, böyle bir şeyi keşfetmeniz, dolgusu düşmüş bir diş bulmaya benzer. Asla bırakamazsınız. Onu kurcalamak, çevresinde dönüp durmak, üstüne basmak zorundasınızdır; zevkli olduğundan değil, aklınızda takılı kaldığından ve hiç çıkmayacağından. Ve bu motosiklet bakımı konusunu ne denli çok kurcalar, üstüne basarsam, John o denli rahatsız oluyor; bu da benim hep daha çok kurcalamak ve üstüne basmak istememe neden oluyor. Onu kasten kızdırmak için yapmıyorum bunu; çünkü kızması, daha derinlerde bir şeylerin, üst yüzeyin altında, hemen anlaşılmayan bir şeylerin semptomu gibi. Doğum kontrolü konusunda konuşulduğunda konuyu tıkayan ve donduran şey, daha çok ya da daha az bebek sorunu değildir. Bu yalnızca yüzeydeki sorundur. Bunun altındaki asıl şey inanç ça tışmasıdır; deneysel sosyal planlamaya inanmak ile, Katolik kilise öğretisinde açıklanan, Tanrı’nın otoritesine inanmak arasında yani. Aile planlamasının yararlarını kanıtlayabilir ve bunu, kendi kendinize konuşmaktan yoruluncaya dek sürdürebilirsiniz, ama hiçbir yere varamazsınız; çünkü karşınızdaki kişi, sosyal yönden yararlı bir şeyin illa ki iyi bir şey olduğu düşüncesini kabul etmemektedir. Ona göre, “iyilik” kavramının, sosyal yararlılıktan daha değerli başka esasları vardır.

"Ve nedir iyi, Phaedrus,
ve nedir iyi olmayan -
Bunu söyleyecek birine ihtiyacımız var mı?"

Şiir V.2

Yazacak cümlem kalmadı.
Zaman kendini geriye sardı.
Tam üzerinden atlayayım derken,
Çekti kolumdan beni yakaladı.

Hayatın değişmemiş gibi görünse de,
Hep aynı yerlere gitmeye devam etsen de,
İçinden değişmediğini geçirsen de,
Bilirsin; her şey, her yer biter.

Bowie

İyi ki var he!

"Here I am,

Not quite dying!”

http://grooveshark.com/s/The+Next+Day/54Aq0L?src=5

image

İşte beni bu şarkılar mahvetti!

Gavurca;

1. http://www.youtube.com/watch?v=QJhVM930YXY

2. http://www.youtube.com/watch?v=CoEGsxUZ2F4

Türkçe;

1. http://www.youtube.com/watch?v=_lUo3cTIoME

Birbirleriyle alakasızlar ama olsun.

Bowie strikes back!

http://www.youtube.com/watch?v=QWtsV50_-p4

K.

Koca koca adımlar attım.

Böcek gibi.

Ben unutursam, parmaklarım hatırlasın diye.

Öyle ki.

Ve insanlar ellerini

                  korkmadan

      düşünmeden

birbirlerinin ellerine bırakarak

yıldızlara bakarak

-Yaşamak ne güzel şey, diyecekler; bir insan gözü gibi derin

              bir üzüm salkımı gibi serin

                      bir ferah

                              bir rahat

bir işitilmemiş şarkı söyleyecekler.

Ve en vadedici

     bir yaz gecesi bile

            böyle besler

                   böyle inanılmaz renklerle

                       sabaha ermemiş olacaktır…

Wait

İyi.

Bana da oluyor hep böyle


When you see familiar faces,
But you don’t remember where they’re from,
Could you be wrong?
When you’ve been particular places,
That you know you’ve never been before,
Can you be sure?
Because you know this has happened before,
And you know that this moment in time is for real,
And you know when you feel deja vu.


Feel like i’ve been here before,
Feel like i’ve been here before.

Ever had a conversation,
That you realise you’ve had before,
Isn’t it strange?
Have you ever talked to someone,
And you feel you know what’s coming next?
It feels pre-arranged.
Because you know that you’ve heard it before,
And you feel that this moment in time is surreal,
Because you know when you feel deja-vu.

Senin hakkını çok yediler Tesla!

…Bu ışık patlamalarını hala zaman zaman yaşıyorum. Yeni bir fikrin zihnimde parıldayıvermesi gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Ama artık eskisi kadar heyecan verici değil bu, eskiye nazaran daha etkisiz. Gözlerimi kapattığımda, ilk önce mutlaka çok koyu ve tek tonlu bir mavi fon görüyorum. Tıpkı açık ama yıldızsız bir gecede olduğu gibi. Birkaç saniye içinde bu alan parıltılar saçan ve bana doğru ilerleyen yeşil ışıltılarla doluyor. Neden sonra sağ tarafımda birbirine paralel ve yakın ışınların oluşturduğu iki ayrı sistem görüyorum. bu iki sistem birbirleri ile dik açı oluşturacak şekilde duruyorlar; sarı, yeşil ve altın renklerinin hakim olmasına karşın, her türlü rengi içeriyorlar. Sonra bu çizgiler daha da parlaklaşmaya başlıyor ve her yere parıltılar saçan belirgin noktalar serpiliyor. Bu resim yavaş yavaş görüntü alanımdan çıkıyor ve sola doğru kayarak yok olup gidiyor, yerini pek de hoş olmayan ölü bir griliğe bırakıyor. burayı çabucak kabaran ve kendilerine canlı formlar vermeye çalışıyormuş gibi duran bulutlar doldurmaya başlıyor. İşin ilginç yanı şu ki, ikinci aşamaya geçilinceye değin bu griliği belirgin bir şekle benzetemiyorum. Her seferinde, uyuyakalmadan az önce, gözlerimde kimi şeylerin ya da insanların görüntüleri canlanıyor. onları gördüğüm anda anlıyorum ki bilincimi yitirmek üzereyim. Eğer ortaya çıkmıyorlarsa ya da bunu reddediyorlarsa biliyorum ki bu uykusuz bir gece geçireceğim anlamına geliyor…

Bu da sana gelsin:

http://www.youtube.com/watch?v=D67kmFzSh_o

-Başkası olmaz, değil mi?