1. .

    If I never meet you in this life, let me feel the lack; a glance from your eyes, and my life will be yours.

    http://youtu.be/KbQMfLN4Drk

     

  2. Başlıksız

    Ne söylesem hissettiklerimi düşündüklerimi karşılamaz biliyorum ama, ama işte…

    Berkin’in vefat etmesi benim canımı gerçekten yaktı, içimi acıttı, göğsümü deldi, geçti; o acı, olduğu yerde de duruyor hala. Bunu herkesin bu şekilde hissetmesi tabi ki beklenemez ancak içinizdeki birazcık üzüntü, vicdan kıpırtısını görmek, sizin insan olduğunuzu anlamamıza yetebilirdi. Siz, 15 yaşındaki masum bir çocuğun kutsallığını bilmeyenler, su testisi su yolunda kırılır diyen merhamet yoksunları; unutmayın ki yalakası olduğunuz o sürekli nefret söylemi içerisinde olan lideriniz hem katildir, hem hırsızdır! İnsanları sömüren, ülkenin nüfusunun yarısından çoğu açken sefa süren, kendi halkını ayrıştıran, halkı kışkırtan, masum insanların kanına giren liderinizin elleri kanlıdır. Şüphesiz ki, o sizin liderinizdir; bizim değildir!

    Ek olarak; arada bir insan olup olmadığınız üzerinde düşünmeyi ihmal etmeyin. Belki muvaffak olursunuz zamanla.

     

  3. ZMS

    Bu yolculuk için düşündüğüm Chautauqua, aklıma aylar önce Sylvia’yla John sayesinde geldi; her ne kadar kesin bilmesem de, aralarında alttan alta süren uyumsuzluk da bunda etkili oldu galiba. Sanırım evlilikte uyumsuzluk oldukça yaygındır, ama bunlarınki daha trajik görünüyor. Bana, elbette. Aralarındaki sorun kişilik çatışması değil, ikisinin de suçlu olmadığı, ama ikisinin de çözüm bulamadığı, benim de çözüm bulabileceğimden emin olamayıp yalnızca hakkında fikir yürütebileceğim farklı bir uyumsuzluk.
    Tartışma, John ile benim aramda pek önemli olmayan bir konu hakkındaki, küçük gibi görünen bir görüş farklılığıyla başladı: Kendi motosikletimize nasıl bakmalıyız. Küçük alet takımlarını ve her motorla birlikte verilen kılavuz kitapçıklarını kullanıp motosikletin motor ayarını kendi kendime yapmak bana doğal ve normal geliyor, John ise bunu kabul etmiyor. Bunların bakımını uzman tamircilere bırakmayı tercih ediyor, onların gerekeni doğru yapacağını savunuyor. Bunların ikisi de yaygın görüşlerdir ve biz birlikte bu kadar uzun zaman motosiklet sürmesek ve yol kenarı lokantalarında oturup bira içerek aklımıza geleni konuşmasak bu küçük görüş farkı asla büyümezdi. Aklımıza gelen şeyler genellikle, son konuşmamızdan sonra geçen yarım saat ya da kırk beş dakika içinde düşündüğümüz şeyler. Bunlar, yollar, ya da hava durumu ya da insanlar ya da eski anılar ya da gazetede yazanlar olduğunda konuşma gayet zevkli gelişir. Fakat aklıma motor performansı gelip de, konuşma konusu olduğunda gelişme durur. Konuşma yürümez artık. Süreklilik, yerini sessizlik ve kesintiye bırakır. Sanki, biri Katolik biri Protestan iki eski arkadaş oturmuş bira içip keşfederlerken her nasılsa birden ortaya doğum kontrolü konusunun çıkıvermesi gibi. Ortalık buz keser.
    Ve elbette, böyle bir şeyi keşfetmeniz, dolgusu düşmüş bir diş bulmaya benzer. Asla bırakamazsınız. Onu kurcalamak, çevresinde dönüp durmak, üstüne basmak zorundasınızdır; zevkli olduğundan değil, aklınızda takılı kaldığından ve hiç çıkmayacağından. Ve bu motosiklet bakımı konusunu ne denli çok kurcalar, üstüne basarsam, John o denli rahatsız oluyor; bu da benim hep daha çok kurcalamak ve üstüne basmak istememe neden oluyor. Onu kasten kızdırmak için yapmıyorum bunu; çünkü kızması, daha derinlerde bir şeylerin, üst yüzeyin altında, hemen anlaşılmayan bir şeylerin semptomu gibi. Doğum kontrolü konusunda konuşulduğunda konuyu tıkayan ve donduran şey, daha çok ya da daha az bebek sorunu değildir. Bu yalnızca yüzeydeki sorundur. Bunun altındaki asıl şey inanç ça tışmasıdır; deneysel sosyal planlamaya inanmak ile, Katolik kilise öğretisinde açıklanan, Tanrı’nın otoritesine inanmak arasında yani. Aile planlamasının yararlarını kanıtlayabilir ve bunu, kendi kendinize konuşmaktan yoruluncaya dek sürdürebilirsiniz, ama hiçbir yere varamazsınız; çünkü karşınızdaki kişi, sosyal yönden yararlı bir şeyin illa ki iyi bir şey olduğu düşüncesini kabul etmemektedir. Ona göre, “iyilik” kavramının, sosyal yararlılıktan daha değerli başka esasları vardır.

     

  4. "Ve nedir iyi, Phaedrus,
    ve nedir iyi olmayan -
    Bunu söyleyecek birine ihtiyacımız var mı?"
     

  5. Şiir V.2

    Yazacak cümlem kalmadı.
    Zaman kendini geriye sardı.
    Tam üzerinden atlayayım derken,
    Çekti kolumdan beni yakaladı.

    Hayatın değişmemiş gibi görünse de,
    Hep aynı yerlere gitmeye devam etsen de,
    İçinden değişmediğini geçirsen de,
    Bilirsin; her şey, her yer biter.

     

  6. Bowie

    İyi ki var he!

    "Here I am,

    Not quite dying!”

    http://grooveshark.com/s/The+Next+Day/54Aq0L?src=5

    image

     

  7. İşte beni bu şarkılar mahvetti!

     

  8. Bowie strikes back!

     

  9. K.

    Koca koca adımlar attım.

    Böcek gibi.

    Ben unutursam, parmaklarım hatırlasın diye.

     
  10.  

  11. Öyle ki.

    Ve insanlar ellerini

                      korkmadan

          düşünmeden

    birbirlerinin ellerine bırakarak

    yıldızlara bakarak

    -Yaşamak ne güzel şey, diyecekler; bir insan gözü gibi derin

                  bir üzüm salkımı gibi serin

                          bir ferah

                                  bir rahat

    bir işitilmemiş şarkı söyleyecekler.

    Ve en vadedici

         bir yaz gecesi bile

                böyle besler

                       böyle inanılmaz renklerle

                           sabaha ermemiş olacaktır…

     
  12.  

  13. İyi.

     
  14. siderta:

    Musa Kart

     

  15. Bana da oluyor hep böyle


    When you see familiar faces,
    But you don’t remember where they’re from,
    Could you be wrong?
    When you’ve been particular places,
    That you know you’ve never been before,
    Can you be sure?
    Because you know this has happened before,
    And you know that this moment in time is for real,
    And you know when you feel deja vu.


    Feel like i’ve been here before,
    Feel like i’ve been here before.

    Ever had a conversation,
    That you realise you’ve had before,
    Isn’t it strange?
    Have you ever talked to someone,
    And you feel you know what’s coming next?
    It feels pre-arranged.
    Because you know that you’ve heard it before,
    And you feel that this moment in time is surreal,
    Because you know when you feel deja-vu.